top of page

Köy göründü, kılavuz ellerimizde

ree

21’inci yüzyılın ilk çeyreğini tamamladık. Bu yüzyıl; sosyalizm fikrinin tamamen çöktüğü, tek kutuplu dönemin başladığı, kapitalizmin ve emperyalizmin mutlak galibiyetini ilan ettiği gibi safsatalarla karşılansa da kendini tüketen kapitalizmin çözüldüğü, çelişkilerin derinleştiği, yeniden devrim ve sosyalizm fikrinin kurak düzenin havasız topraklarından yeşerdiği bir ilk çeyrekle başladı.

Geçen sene bugünlerde 2025’in güçlü bir devrimci alternatif potansiyelinin görüleceği, dağınık toplumsal muhalefetin birleşmesiyle 21’inci yüzyılda yeniden devrim mücadelesinin büyüyeceği; yoksulluğa, gericiliğe ve baskılara karşı umudun yeşereceği bir yıl olacağını söylemiştik.

Keza 2024’te gerçekleştirdiğimiz Gençliğin Yaz Kampı’nın sonuç metninde de önümüzdeki dönem için “Gençlerin en acil sorunlarına parmak basan; gençliğin somut talepleri üzerinden yükselen; amfilerde, kampüslerde, liselerde ve sokaklarda umudu örgütlemeye devam edeceğimiz yeni bir dönem bizi bekliyor. SOL’un parlayan yıldızını öfkeyle sıktığımız yumruklarımızda buluşturma zamanı” demiştik.


Coşkun, durdurulamayan bir seliz


O amfilerden taşan irade, o sıkılı yumruklar, o durdurulamayacak coşkun sel, rejimin dikmeye çalıştığı bentleri Beyazıt’ta, ODTÜ’de, memleketin dört bir yanında yerle bir ederek umut tarlalarını suladı. Tıpkı sorumluluğunu aldığımız gibi gençliğin en acil sorunları etrafında, rejime karşı birleşik bir irade olarak, meydanlarda, siyasetin asıl sahnesinde somutlandı. Apolitik olarak etiketlenmiş, siyasetsizliğe terk edilmiş Z Kuşağı, kendisiyle yaşıt AKP iktidarına karşı kendi yolunu, kendi direniş haritasını topyekun mücadeleyle buldu.

19 Mart’tan önce muhalefetin parçalı yapısı, halkın direnme eğilimlerinin suni tartışmalar ekseninde köreltilmesi, umutsuzluğun ve alternatifsizliğin dayatılması gibi nedenlerle gençliğin talepleri boş kampüslerde yankılanıyor, halkın sorunları pazar tezgahlarının ardına geçemiyordu. Rejimle normalleşme çağrıları yapan düzen siyaseti, halkı temsil etmiyor, yıllardır süren ezberleri tekrar ediyordu.

Bu ezberleri, bir kez daha halk bozdu. Düzene terk edilmiş iradelerinin dahi gasp edildiğini, baskıcı tek adam rejimiyle hiçbir uzlaşma zeminin kalmadığını, tek seçeneğin sokak olduğunu yeniden hatırlayan gençliğin öncülüğünde tekerlemeler çözüldü, ezberler bozuldu. Örgütlü karanlığa karşı ancak yan yana gelinerek, birlikte mücadele ederek, ortak sorunlar etrafında örgütlenerek mücadele edilebileceği gerçeği geniş katılımlı pratiklerle görüldü.

Umutsuz tekrarlardan kurtulmuş, gençliğin kendiliğinden yarattığı bu sokak hareketliliği; solun hazırlıksızlığı, dar grupçuluk ya da kitle kuyrukçuluğu gibi pek çok farklı neden ve eğilimle zaman içinde sönümlendi. Solun politikleştiremediği, örgütleyemediği, liderlik edemediği meydanlar, yeni kuşak gençliğinin iktidar hedefi taşımayan, rejime yönelik öfkenin farklı söylemlere yöneltildiği etkinlik alanlarına dönüştürülmek istendi. Bu denemeler yer yer başarılı olsa da 2025, geniş gençlik kesimlerinin siyasetin asli belirleyicisinin sokak olduğunu bir kez daha hatırlamasına olanak tanıyan bir yıl oldu.

Gençliğin ve halkın birleşik mücadelesi karşısında hiçbir meşruiyetinin kalmadığını fark eden tek adam rejimi soluğu Beyaz Saray koridorlarında, mahkeme sandalyelerinde, Meclis Resepsiyonlarında aldı.


Yeni yıl ve kalan yüz yıl


Tamamladığımız çeyrek yüzyıl da geçtiğimiz sene de sosyalizmin sonunun ilan edildiği, devrim fikrinin rafa kaldırıldığı, post-modern hezeyanların dayatıldığı, liberalizmin sol makyajıyla süslendiği yaklaşımların nasıl yanıldığını pek çok kez gösterdi.

Gözaltılarla, tutuklamalarla, türlü baskı araçlarıyla tökezletilmek istenen sokak mücadelesinin, yine o sokaklardaki dayanışmayla var olduğu; sesi kısılmak istenen gençliğin Hacettepe’de, Dil-Tarih’te, kampüslerde her gün daha da çoğaldığı ve gençliğin kendi sorunlarına yalnızca kendi iradesiyle, kendi güçlü kollarıyla çözüm bulabileceğini deneyimlediği bir yıl oldu. Gördük ki halkın sorunları da gençliğin sorunları da ne düzen içine hapsolmuş reformlarla ne de kapalı kapılar ardındaki görüşmelerle çözülebilir.

Nasıl ki meydanlardan taşan o ortak irade memleketin geleceğine dair umutları büyüttüyse, sarayları korkuttuysa, şimdi de tüm farklılıklarımıza rağmen ortak taleplerde buluşan bu geniş öğrenci cephesini kurmak; faşizme, sömürüye ve gericiliğe son vererek özgür, demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye'yi kendi elleriyle yaratacak bir gençlik iradesini ortaya çıkarmak önümüzdeki dönemin görevidir.

Ülkemizde yeni dönemin sosyalizmi olarak sunulan: Emperyalizmden, sınıf savaşından, emperyalizmin ve sermayenin temsilcisi iktidardan bihaber; kimlik siyasetini yüceleştiren, demokrasiyi halktan soyutlayıp birkaç “seçkin” isim etrafında tartışan, sosyalizmin tanımını Saray’ın danışmanlarına bırakan anlayışlar; 19 Mart’ta atılan “İnadına Devrim” sloganlarında, açılan Mahir Çayan pankartlarında, üstüne birkaç siyasi temsilcinin ismi değil “halk” yazılan kalkanlarda geçersiz kılınmıştır.

Biz de önümüzdeki dönemde 68’lerden, 78’lerden, Gezi’den ve kendi ellerimizle yarattığımız 19 Mart’tan aldığımız güçle; doğru olanı, halkın ihtiyaçlarını, 21’inci yüzyılda yeniden devrim ve yeniden sosyalizm fikrini savunmaya devam edecek, bu fikri gençliğin gerçek talepleri etrafında yükselteceğiz.


2026 daha muhteşem olacak


2025’e başlarken iktidarını sürdüremeyen rejimin, baskı araçlarına başvuracağı, ömrünü uzatmanın yollarını arayacağı, halk gerçekliğinden iyice kopacağı görünen bir köydü ve geleceği çalınan, baskıyla yoğrulan, yaşamın her alanından soyutlanmak isteyen gençliğin bu rejime karşı sessiz kalamayacağı kılavuz istemeyen bir gerçekti.

Şimdi de 19 Mart’ın gerisinde kalan, sokak hareketinin yok sayıldığı, devrimciliğin terk edildiği bir siyasetin imkansızlığı ortada duran bir gerçektir. Bu gerçeklik hem memleket geleceğine bir umut hem de omuzlarımıza büyük bir sorumluluk yerleştirmektedir.

2026’da yeni 19 Mart’lara hazırlıklı olmak, kendi yarattığımız kılavuzları her gün cebimizde taşımak ve bu kılavuzu bütün gençliğe yayma sorumluluğu bugün sahici pratiklerle öğrenilmiştir ve omuzlarımızdadır.

Yeni dönemde tüm farklılıklarıyla rejime karşı ortak mücadele perspektifinde buluşan gençleri bir araya getirmek, geniş gençlik kesimlerini eylem alanlarına taşımak ve bu alanlarda politikleştirmek devrimci gençlerin görevidir. Devrimci gençlerin 19 Mart yaşanmamış gibi kendi kabuğuna çekilme, gençlik potansiyellerini reddetme, kısır tartışmalara hapsolma lüksü kalmadığı gibi kitlelerin peşine takılmaya, devrimci siyasetten uzaklaşmaya, Amerika’yı yeniden keşfetmeye de zamanı yoktur.

Çünkü zaman; mücadeleye tutunma, umudu çoğaltma, devrimciliğe sarılma zamanıdır.

Her gün çoğalan, inatla yükselen, en izbe sokaklardan en ışıklı saraylara değin duyulan sesimizi kulaklardan silinmeyecek bir çok sesli koroya dönüştürmenin zamanıdır.

2025’e başlarken dediğimiz gibi; felaketler ülkesinin asi çocukları olduk, yüzlerimizi görünmek için kapattık, umut dolu çantamızı sırtımıza aldık. Şimdi özgürlükler ülkesinin mutlu çocukları olmak için tüketilemeyecek sonsuz bir inançla yeniden yollara düşmenin zamanıdır.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page