Barınma Krizi: Tek Adamın Gençliğe Reva Gördüğü Yaşam
- SOL Genç

- 27 Ara 2025
- 3 dakikada okunur

Ülkemizdeki öğrencilerin en temel problemlerinden biri olan barınma krizi, çözüm için adım atılmadığı gibi her geçen gün daha da derinleşiyor. Tek adam rejiminin yarattığı bu çürümüş düzen, memleketin yarınları olan biz gençlerin en temel ihtiyaçlarını bile yok sayıyor. Artan enflasyonun körüklediği barınma sorunu, gençliğin önüne yeni bir barikat daha dikiyor. KYK yurtlarının yetersizliği ve güvensizliği ise öğrencilerin hayatlarını hiçe sayan bir noktaya ulaşmış durumda.
Daha iki yıl önce Aydın’da Zeren Ertaş’ın KYK yurdunun asansöründen düşerek hayatını kaybetmesi, bu ülkenin acı gerçeklerinden yalnızca biriydi. Bu dönemin başında Kasım Bulgan’ın, kaldığı KYK yurdunda sıcak su olmadığı için soğuk suyla duş almaya mecbur kalması; ardından fenalaşıp kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmesi, öğrencilerin hayatlarının nasıl hiçe sayıldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Adli süreç sarayın yargısı tarafından yokuşa sürülmeye çalışılsa da bir kadın cinayeti sonucu kaybettiğimiz Rojin Kabaiş’in kaldığı yurdun ihmal yüzünden gençleri korumadığını biliyoruz.
Biliyoruz ki Zeren’in de Kasım’ın da Rojin’in de katili, bir avuç sömürücüden ve yandaşlarından güç alan sistemin üzerine kurulan gerici tek adam rejimidir.
KYK yurtlarının yalnızca güvensiz olması değil, kapasite yetersizliği de büyük bir sorun yaratıyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarının öğrenci sayısına oranla son derece yetersiz oluşu, barınma hakkı açısından en temel problemdir. Örneğin İzmir’de yaklaşık 188.396 öğrencinin eğitim gördüğü bir şehirde, KYK yurtlarının kapasitesi yalnızca 27.481 kişidir. Bu tablo, gençlerin ve üniversitelilerin bu düzende nasıl önemsenmediğini, hiçe sayıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Diğer yandan tek bir kişinin bile kalmakta zorlandığı odalara 12 kişinin sıkıştırılması, gençlerin özel alanlarından tamamen mahrum bırakılmasıdır. Buna bir de keyfî uygulamalar eklenince tablo daha da ağırlaşıyor. Nitekim Dokuz Eylül Üniversitesi Erkek Öğrenci Yurdu, okulun başladığı haftalarda hiçbir bilgilendirme yapılmadan “depreme dayanıksız” denilerek kapatıldı. Yetkililer kimsenin mağdur edilmeyeceğini söylese de öğrencilerin tamamı KYK yurtlarına yerleştirilemedi ve birçok öğrenci yurtsuz bırakıldı.
Bir yurda yerleşebilmiş öğrenciler ise insanca yaşam koşullarından çok uzak bir hayata mahkûm ediliyor. Hacettepe Üniversitesi yurtlarında haftalarca sıcak su verilmemesi, öğrencilerin en temel ihtiyaçlarının bile karşılanmadığını ve bu düzenin tamamen iflas ettiğini göstermektedir. Barınamayan öğrenciler, yüksek enflasyon karşısında çalışmak zorunda bırakılmakta; eğitimlerine yeterince zaman ayıramamakta ve yaşam mücadelesi içinde eğitimlerinin niteliği düşmektedir. Bir yandan çalışıp bir yandan okumaya çalışan öğrencilerin bir kısmı kirayı ve masrafları ancak karşılayabiliyorken diğer bir kısmı ise niteliksiz yurtları seçmek zorunda kalıyor.
Peki tüm bunları neden yaşıyoruz? Sadece İstanbul’da yüz binlerce boş konut varken bizler nasıl en temel hakkımız olan barınma hakkından mahrum bırakılıyoruz? Bunun cevabı elbette sermayeci tek adam rejiminin politikalarıdır. Pandemi sonrası piyasadaki durgunluğu engellemek ve şirketlerin kârlarını artırmak amacıyla uygulanan para politikaları, konutları yatırım aracına dönüştürdü. Böylece yüzlerce boş evi olan küçük bir azınlık varken, geniş emekçi kesimler ve öğrenciler barınamaz hâle getirildi. Tümüyle sermayenin ihtiyaçlarına göre hareket eden tek adam rejimi, nitelikli kamu yurtları da yapmadı. Egemen sınıfların yarattığı güvencesizliğin ve krizin faturasını halka kesen, bizleri nitelikli yurtlardan mahrum bırakan AKP-MHP rejimine karşı insanca yaşamı savunacağız.
Yurtlarda psikolog yerine “manevi danışman” adıyla imamların atanması, yemekhanelerin özel şirketlere peşkeş çekilmesi, tek adam rejiminin yaydığı kötülüğün özetidir. Özel yurtların büyük kısmı tarikat ve cemaatlerin tekelindedir. KYK yurtlarının yetersizliği nedeniyle öğrenciler bu yurtlara yönlendirilmekte; burada gerici ve laiklik karşıtı yapılar tarafından baskı altına alınmaktadır. Bu baskının en trajik örneklerinden biri, tıp öğrencisi Enes Kara’nın yaşadığı acı olaydır. Cemaat yurdunda zorla tutulan, baskı gören ve “yaşama sevincimi kaybettim” diyerek ardında bir video bırakan Enes’in intiharı, bu düzenin gençliğe sunduğu karanlığın en çıplak hâlidir. Kadın öğrencilerin saat 23.00’ten sonra yurda döndüklerinde tutanakla ailelerine bildirilmesi; buna karşın erkek öğrencilere aynı muamelenin yapılmaması bu sistemdeki çifte standardı açıkça göstermektedir. Kadın öğrencilerin kıyafetlerine karışılması, ahlak bekçiliği yapılması ve psikolojik baskıya uğramaları, erkek egemen sistemin kadınlar üzerindeki tahakkümünü pekiştirmektedir. Bu baskıcı politikalarla kadın öğrenciler yıldırılmak istenmektedir. İstanbul’daki Cevizlibağ KYK Yurdu’nda yazın tadilat için kalan işçilerden bazılarının kadın öğrencilerin odalarını kötüye kullanmaları bir yana, kişisel eşyalarını karıştırıp apaçık taciz niteliğinde davranışlarda bulunmaları; yurtlardaki genel güvenlik ihmalinin ve özellikle de kadınların can güvenliğini tehdit eden bu islamcı düzenin başka bir karanlık çıktısıdır.
Tüm bu örnekler, Türkiye’de barınma krizinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ideolojik bir kuşatma aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir. Gençlerin en temel hakkı olan barınma bir lütuf gibi sunulurken; yurtların kapıları tarikat ve cemaatlerin ideolojik dayatmalarına açılmakta, bilimsel ve laik eğitim hakkı sistemli biçimde aşındırılmaktadır. Üniversiteler gençlik için özgürleşme alanları olması gerekirken, barınma ihtiyacı bahane edilerek kurulan bu baskıcı düzen gençleri itaate, sessizliğe ve kimliksizleşmeye zorlamaktadır.
Emekçi sınıfları ölümün kıyısına iten, kadınların hayatlarına kasteden bu sistemi; dinci-gerici faşist iktidarlarını başlarına yıkacağız.
Tek adam, sermayesi, din bezirganı susacak; gençler konuşacak!







Yorumlar